21 Ağu 2020

Çocuğum Sürekli Ağlıyor Ne Yapmalıyım

/
Yorumlar0

Çocuklar Konuşmayı Öğrendikten Sonra Hâlâ Neden Ağlar?

2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, vb. yaşında ki çocuğun sürekli ağlaması, çocuğun sebepsiz ağlaması, ağlayarak istediğini yaptırması, çocuğun her şeye ağlaması gibi sorularınızı cevaplandıracağız. İsteklerini ve ihtiyaçlarını konuşarak ifade edebilmeye başlayan küçük çocuklarının hâlâ ağlama nöbetleri yaşaması anne babalar için oldukça şaşırtıcıdır. Bebeklerinin konuşamadığını bilen ve ihtiyaçlarını iletmesinin tek yolunun ağlamak olduğunu anlayan anne baba, bu durumu kabul eder.

Ağlamak, gerçekten bebeğin iletişim yollarından biridir ve bebeklerin ağlama nedenlerinden biri budur. Ama bebeklerin ağlamasının genellikle kabul edilmeyen ikinci bir nedeni daha vardır. Bu tür ağlamalar, bütün ihtiyaçları karşılanan bebeklerde görülür. Çoğunlukla öğleden sonra geç saatlerde ya da akşamüstü başlar ve saatlerce sürebilir. Anne babanın yaptığı hiçbir şeyin bu tür ağlamaların kesilmesine etkisi yokmuş gibi görünür.

Bu nedenle böyle ağlamalar, anne babalar için endişe verici ve şaşırtıcıdır. Böyle durumlarda bebeği “mutlu” etmenin hiçbir yolu yok gibi gelir. Şaşırtıcı gelse de, bebeklerin geçmişteki rahatsız edici deneyimlerinin etkilerini iyileştirdiği için bu tür ağlama nöbetleri sağlıklı ve yararlıdır. En iyi anne babaların bebekleri bile birçok acı verici duygu biriktirir. Bu duygular, travmatik doğum deneyimlerinden, kaçınılmaz hayal kırıklıklarından ya da kısıtlı bilgileri nedeniyle yaşadıkları kafa karışıklıklarından kaynaklanabilir. Bebeklerin ağlamalarının büyük bir kısmi, bu acı verici duyguların dağılmasını sağlayan gerilim boşaltma mekanizmasıdır .

Bebeğin o anki ihtiyaçlarını iletme yöntemi olan ağlama türünün yerini yavaş yavaş konuşma alır. Oyun çocuğu, acıktığında ağlamak yerine yemek istemeyi öğrenir. Banyo suyu çok soğuksa, “çok soğuk” demeyi öğrenir. Dolayısıyla bu tür ağlama ihtiyacı ortadan kalkar. Ama acıları iyileştirmeye yönelik ikinci tipteki ağlamaların yerini konuşmanın alması olanaksızdır.

Çocuklar, günlük can sıkıntılarının ve hayal kırıklıklarının üstesinden gelmek için ağlamaya devam ederler. Duygularını söze dökmeyi ve örneğin “Babam doğum günüme gelemediği için üzgünüm” demeyi öğrenebilirler, ama duyguları hakkında konuşmak, onların üstesinden gelmeye kısmen yardımcı olabilir. Çocukların, rahatsız edici deneyimlerinin etkilerinden kurtulup kendilerini iyileştirmek için, ağlayıp öfkelenerek acı verici duygularını ifade etmeye ihtiyaçları vardır.

Ağlamanın anlamı ve amacı büyük ölçüde yanlış anlaşılmıştır. Ağlamayı acı çekmekle özdeşleştiren bir kültürel anlayış vardır ve anne babalar çocuklarının ağlamayı kestiğinde daha iyi hissedeceğine inandırılmıştır. Gerçekte tam tersi doğrudur: Ağlamak acı çekmekten kurtulma sürecidir ve çocuklar gözyaşı dökme özgürlüğüne kavuşmadıkça kendilerini daha iyi hissedemezler.

Ağlama ve öfke nöbetleri, anne babalar için yazılan çoğu kitabın disiplin bölümünde; vurma, Isırma, kötü konuşma, yalan söyleme ve hırsızlık gibi diğer “problemlerle” birlikte ele alınır. Gerçekte çocukların stresle baş etmek ve ruhsal sağlıklarını korumak için kullandıkları en etkin yöntemlerden biri olan ağlama ve öfkelenmeye karşı böyle bir tutum takınılması üzücüdür. Aslında ağlamak ve öfkelenmek, genellikle birlikte ele alındıkları “uygunsuz davranışları” önlemenin ya da iyileştirmenin yöntemleridir.

Ağlamanın yararlı olduğunun kanıtları nelerdir?

St. Paul Ramsey Tip Merkezi’nde çalışan biyokimyacı Dr. William Frey, insan gözyaşının kimyasal içeriği üzerinde yaptığı araştırmada duygusal nedenlerle dökülen gözyaşı içeriğinin, soğan doğramak gibi nedenlerle tahriş sonucu dökülen gözyaşının içeriğinden farklı olduğunu bulmuştur. Bu bulgu, ağladığımızda çok özel bir şey olduğunu gösteriyor. Dr. Frey, duygusal nedenlerle ağlamanın, idrar yapmak ya da dışkılamak gibi atık maddelerden kurtulma amacını taşıdığını iddia ediyor. Gözyaşlarıyla vücudumuzdan atılan maddeler, özellikle ACTH (adrenokortikotrop hormon) ve katekolaminler stres sonucu biriken maddelerdir. İnsan gözyaşında, vücutta çok birikirse sinir sistemindetoksik etkileri olabilen manganez de bulunmuştur.

Dr. Geu bu bulgulardan, “gözyaşlarımızı baskıladığımızda çeşitli fiziksel psikolojik sorunlara olan yatkınlığımızı artırdığımız” sonucunu çıkarıyor. Yetişkinlerin ağlama davranışı üzerine yaptığı araştırmaların sonucunda, çoğu kez iyice ağlayan yetişkinlerin kendilerini daha iyi hissettiklerini bildirdikleri bulunmuştur (Frey ve Langseth, 1985). Ağlamak yalnızca vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlamaz, aynı zamanda gerginliği de azaltır. Yetişkin psikoterapisi üzerine yapılan araştırmalar, hastaların ağlayıp öfkelendikleri seansların hemen ertesinde tansiyonlarının, nabızlarının ve vücut ısılarının düştüğünü ve beyin dalgalarının daha senkronize olduğunu göstermiştir.

Bu değişiklikler aynı süreyi yalnızca spor yaparak geçiren kişilerde gözlenmemiştir (Karle ve ark., 1973; Woldenberg ve ark., 1976). Başka bazı araştırmalar, hastanın çok ağladığı terapilerin ciddi psikolojik iyileşmeye yol açtığını göstermiştir. Terapi sırasında duygularını bu şekilde ifade etmeyi öğrenemeyen hastalarda ilerleme kaydedilmezken, terapide sık sık ağlayan hastalar hayatlarında gelişme göstermişlerdir (Pierce ve ark., 1983).

Ağlama gerginliği azaltıyor ve vücuttaki toksinleri atmamızı sağlıyor,fiziksel sağlığımızla ilişkili bir davranış olduğunu düşünmeliyiz. Araştırmalarda, sağlıklı insanların ülser ve koliti olan insanlardan daha çok ağladıkları ve ağlamaya karşı daha olumlu bir yaklaşımlarının olduğu bulunmuştur (Crepeau, 1980). Hasta ağlamaya başladığında, astım semptomlarının hafiflediği ve ürtikerin yok olduğu durumlar bildirilmiştir (Doust ve Leigh, 1953; Graham ve Wolf, 1950).

Hamilelik ve emzirmede önemli bir rolü olan prolaktin hormonunun, gözyaşı bezleri üzerinde doğrudan etkisi olduğu ve düzenleyici bir etki yaptığı kanıtlanmıştır. Vücuttaki prolaktin miktarı ne kadar fazlaysa, ağlama eğilimi de o kadar çok olur. Birçok kadın hamilelik sırasında ağlamaya daha yatkın olduğunu fark etmistir Belki de doğa bu yöntemle hamile kadının vücudunu gerginlikten ve toksinlerden uzak tutarak, fetüsün gelişimini sağlamaktadır .Benzer bir şekilde doğum sonrasındaki dönemde çok yaygın olarak artan ağlamalar da doğanın toksin içermeyen anne sütü sağlamak için kullandığı bir yöntemdir.

Çok az sayıda çocuk, kalıtsal bir hastalık olan Riley-Daysendromuyla (ailevi disotonomi olarak da bilinir) doğar. Ağladıklarında gözyaşı dökemeyen bu çocuklar orta şiddette stres ya da kaygı yaşadıklarında tansiyonları çok yükselir, su gibi terlerler ve ağızlarından dışarı akacak kadar salya üretirler. Sıklıkla derileri pençe pençe kabarır ve bazıları kusma eğilimi gösterir (Riley ve ark., 1949). Sanki vücudun, gözyaşlarının yokluğunu başka yollarla toksin atarak telafi etmesi gerekir.

Şiddetli bir şekilde içine kapalı (otistik) çocuklar, ağlamanın yararlarını gösteren bir başka kanıt sunar. Terapi seanslarında ağlamaları ve öfkelenmeleri teşvik edilen otistik çocukların hızlı ve ciddi bir gelişme kaydettiklerini belirten çok sayıda terapist vardır (Zaslow ve Breger, 1969; Waal, 1955; Allan, 1977). Janov’un, Imprints adlı kitabında 8 yaşındaki otistik bir oğlana ilişkin uzun bir örnek yer alır. Bu örnekte annesi tarafından ağlaması teşvik edilen çocuğun semptomları hızla azalmıştır. Çocuk gerçekten öylesine büyük bir gelişim göstermiştir ki, birçok doktor bu durumu “inanılmaz” olarak nitelendirmiştir (Janov, 1983).

Otistik çocuklara yapılan bu uygulamanın sonuçları o kadar umut vaat edici oldu ki, bazı psikologlar aşırı saldırgan çocukların terapisi için de benzer bir yaklaşım geliştirdiler. Bu tür çocuklar öfkelenmeye ve ağlamaya teşvik edildiler ve bu terapilerden de kayda değer sonuçlar alındı (Cline, 1979; Magid ve McKelvey, 1987). Bütün bu araştırmalar, ağlamanın stresle baş etmek için gerekir ve yararlı bir psikolojik süreç olduğu sonucunu desteklemektedir. Ağlama hepimizin doğuştan sahip olduğu doğal bir tamir seti olarak değerlendirilebilir. Güzel bir ağlama her yaştaki insan için iyidir.

 Çocukların ağlaması niçin gereklidir?

Küçük çocukların hayatında birçok stres kaynağı vardır. Bu stres kaynaklarının hepsi ağlama ihtiyacı doğurur. Çoğu anne baba çocuklarının neden ağladığını bilirse durumu daha kolay kabullenir. Maalesef küçük çocuklar her zaman neden ağladıklarını ifade edemezler, dolayısıyla anne babaların da çocuklarının neden ağladığını tahmin etmek dışında çareleri kalmaz. Çocuğunuzun neden ağladığını bilmeniz gerekmez. Önemli olan ağlamasını kabul etmenizdir. Nedeni söze dökülse de dökülmese de ağlamak yararlıdır.

Kimi zaman çocuklarımızın yaşadığı strese istemeyerek de olsa biz anne babalar ya da başka yetişkinler neden oluruz. Kimse mükemmel bir ebeveyn değildir, hepimizin çocuklarımıza tahammül edemediğimiz ve boş bulunduğumuz anlar olur. Bunun nedeni hepimizin çocukluğumuzun etkilerini taşımaya devam etmemiz ve hiçbirimizin çocukluğumuzda en azından bir tür incinme ve stresten kaçamamış olmamızdır. Bütün anne babalar, çocuklarına kendilerine çocukluklarında davranıldığından daha iyi davranmaya çalışır. İlerleyen sayfalarda çocuklara acı veren ve stres yaratan nedenleri okudukça çocuğunuza davranışlarınız yüzünden suçluluk duymaya başlayabilirsiniz.

Böyle bir durumda kendi çocukluğunuzu ve sizin nasıl incindiğinizi düşünmeye çalışabilirsiniz. Siz bir şekilde incinmeseydiniz, çocuğunuzun acı çekmesine neden olmazdınız. Bu nedenle kendinizi suçlamanız gerekmez. Ayrıca küçük çocuklarda stres yaratan birçok şeye kimse doğrudan doğruya neden olmaz, bunlar kaçınılmaz hayal kırıklıklarının ve mükemmel olmayan bir dünyada büyümenin sonuçlarıdır.

Çocukların geçmişte yaşadıkları kırgınlık ve acılan kendi kendilerine iyileştirebileceklerini ve istemeden sizin neden olduklarınız da dahil olmak üzere, yaşadıkları acı verici deneyimlerin etkileriyle başa çıkmalarında onlara yardımcı olabileceğinizi unutmayın.

Psikologlar, küçük çocuklardaki stres kaynaklarının birçoğu üzere araştırmalar yapmıştır. Bu konuda yapılan araştırmaları öğrenmek istiyorsanız Alice Honig tarafından yazılan “StressandCopingin Children” (1986) adlı makalede iyi bir özet bulabilirsiniz. Başkalarının davranışlarından kaynaklanan acılar. Kendi acılarının, öfkeleri, güvensizlikleri ya da kaygılarını dışa vuran yetişkinlerin (ya da daha büyük çocuklar) çocuklara acı verici biçimde davranmalarından kaynaklanan acılardır.

En önemlileri fiziksel ve cinsel kötü muameledir. Alkolik bir ebeveynle yaşamak çocuklar için streslidir. Azarlanmak, alay edilmek küçük düşürülmek, utandırılmak, yargılanmak, damgalanmak, eleştirilmek, aşağılanmak ve suçlanmak çocuklar için acı verici sözel hakaretlerdir. Birçok çocuk ırkçı klişelerle aşağılanmaya maruz kalır.

Çocuklar istemedikleri bir şey yapmaya zorlandıklarında, hayatları aşırı programlı olduğunda ya da fazlasıyla yönetildiklerinde an verici duygular yaşarlar. Yanlış bilgiler, çocuklar için kafa karıştırıcıdır. Cezalandırılmak çocukları kaygılandırır, sevilmediklerini hissettirir ve kendilerine olan saygılarını azaltır.

Küçük çocuklar genellikle savruk, hareketli, sabırsız, meraklı, korkak ve gürültücüdür. Anne babaların çocuklarının bu en doğal davranışlarına tahammül etmeleri genellikle zordur. Çocuk bu doğal dürtülerine karşı sevecen ve anlayışlı bir yaklaşım yerine, şiddetli, memnuniyetsiz, utandırıcı, tahammülsüz, korku ya da öfke dolu bir tepki görürse, gerçek benliğinin bir bölümü kabul edilmemiş olduğu için kendini aşağılanmış ve incinmiş hisseder. Birçok çocuk doğal dürtüsünü baskılamaya zorlandığı için, anne babası tarafından kabul görebilmek amacıyla kendi doğasını inkâr eder. Ama yalnızca temiz, derli toplu, sakin, pasif ve sabırlı olduklarında iyi davranılan çocuklar hiçbir zaman tam olarak sevildiklerini hissedemezler.

Ayrıca, bütün bunlar genellikle iyi niyetle yapıldığı ve “disiplin” ya da “terbiye etme” amaçlı olduğu için mazur gösterilir ve çocukların maruz kaldıkları kötülükleri ifade etmelerine de izin verilmez (Miller, 1984). İhmalden kaynaklanan acılar. Çocukla ilgilenen yetişkinin uygun bir biçimde davranmaması nedeniyle çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmamasından kaynaklanır. Kimi zaman küçük çocukların ihtiyaçlarını anlamak ve bunları karşılamak zordur. Bir ihtiyacı olan ve bu ihtiyacı karşılanmayan çocuk duygusal olarak acı çeker ve gerilir. Çocuklar, başkalarının davranışlarından kaynaklanan acılarda olduğu gibi, ağlayıp öfkelenerek bu acıların etkilerini iyileştirebilirler.

Erken çocukluk döneminin temel ihtiyaçları yeterli beslenme, sevgi ve bol bol kucaklayıp sarılmakla sağlanacak fiziksel yakınlıktır. Çocuklar ayrıca iç dünyalarını ve duygularını merak eden, onları dinleyebilen, onlara inanan, güvenen ve sorularına dürüstçe yanıt her gün, kendisine önem veren ve özel olduğunu düşünen bir yetişkinle zaman geçirmeye ihtiyacı vardır.

Çocukların uyarıcı bir ortama, özerklik fırsatına ve hem kendilerini etkileyen kararlarda söz sahibi olmaya, hem de yetişkinlerin dünyasına bir miktar dahil olmaya ihtiyaçları vardır. Çocukların ayrıca oyun oynayacak bir alan ve oyun oynama özgürlüğü ile diğer çocuklarla  şefkatli yetişkinlerle iletişime de ihtiyaçları vardır. Okul çıkışı saatlerce kendi başlarının çaresine bakması gereken çocuklar, bunu iyi becerebiliyor gibi görünseler bile stres yaşarlar. Küçük çocukların her zaman kendilerine bakma sorumluluğunu alan, onlara arkadaşlık edecek ve duygusal destek verecek daha büyük birinin yanlarında olmasına ihtiyaçları vardır.

Durumdan kaynaklanan acılar. Hayat koşullarından kaynaklanan acılardır; bu acılara kimse doğrudan neden olmamıştır. Örneğin hastalık ya da yaralanmalar sonucu oluşan rahatsızlık ve acılar bu kategoridedir. Küçük çocuklar için bir ebeveynin ölümü ya da uzun süreli yokluğu en önemli acı kaynağıdır. Anne babasının kavgalar ya da boşanmaları da çocuk için kafa karıştırıcı ve korkutucu deneyimler olabilir. Çocuklanın ölümlü olmayı kavramaya başlamaları, şiddete tanık olmaları ya da savaş haberleri duymaları da korku ve kafa karışıklığına neden olabilir. Çocuklar terk edilmeye, yaralanmaya, ölmeye ve bu tür birçok şeye karşı korkular geliştirebilirler.

Savaşın harap ettiği ülkelerde çocuklar için bariz stres kaynağı, her an bombalanma ya da bir aile üyesini kaybetme olasılığıdır. Yangın, sel ve deprem gibi doğal afetler de çocuklar için korkutucu olabilecek olaylardır. Ekonomik baskılar nedeniyle birçok çocuğun yaşam koşulları da stres kaynağıdır. Aşırı kalabalık evler ve yaşadıkları bölgedeki yüksek suç oranı da çocukların için kaygı nedenidir. Fırtına ya da köpek havlaması gibi zararsız olaylar ve doktora, diş hekimine ya da hastaneye gitmek bile küçük çocuklar için korkutucu olabilir.

Koruyucu aile bakımı altındaki çocuklar, yeni aileleri ne kadar sevecen olsa da başka bir koruyucu ailenin yanına nakledildiklerinde kafa karışıklığı, öfke ve yas yaşarlar. Yeni bir eve taşınmak, yeni bir okula başlamak ya da ebeveynlerinden birinin yeniden evlenmesi gibi yaşam düzenlerindeki daha basit değişiklikler de küçük çocuklar için stres kaynağı olabilir. Kardeş doğumu çok iyi bilinen bir stres kaynağıdır. Gözlenebilir bir travmatik olay olmasa da küçük çocukların bilgi ve beceri eksiklikleri günlük hayatlarında birçok hayal kırıklığı ve acı yaşamalarına neden olur. Çocuklar kendilerinden büyüklerin ve gördükleri şeyleri yapmaya can atsalar da genellikle becerileri yeterince gelişmemiştir. Dünyayı kavrayışları kısıtlı olduğu için yanlış düşünceler geliştirirler.

Her şey istekleri ve beklentileri doğrultusunda gerçekleşmediğinde, kaçınılmaz sonuç hayal kırıklığıdır. Neden sonuç ilişkilerine dair eksik kavrayışları ve güçlerinin kısıtlılığı nedeniyle annelerinin düşük yapması ya da hasta olması gibi kendi davranışlarıyla da. Tamamen ilgisiz olaylar karşısında suçluluk duygulan geliştirebilirler. Bebeklikten gelen acılar. Çoğu çocuk, erken çocukluk dönemindeki incinmelerine ek olarak bebekliğinde yaşadığı acı verici deneyimler ya da ihtiyaçlarının karşılanmamış olması sonucu biriken duygu ve gerginlikleri de taşır. Bebekler incinmelerine neden olan olaylardan kısa bir süre sonra kendi kendilerini iyileştirebilirler.

Bebeğin doğum süreci onun için korkutucu bir deneyim olmuşsa, normal tepkisi ağlayarak kendini iyileştirmeye çalışmaktır. Ama anne babası, onun ağlama ihtiyacını anlamazsa, dikkatini dağıtarak ağlamasını susturmaya çalışırlar; sallarlar, hoplatırlar ya da emzik verirler. Kimi zaman anne babalar sabırları tükendiği için ya da diğer insanların tavsiyelerine uyarak bebeği yatağında ağlamaya bırakırlar. Bu yararlı bir tutum değildir, sadece bebeğin ağlamasına neden olacak yeni gerginlik ve korkulara yol açar. Bebeklerin ağlarken sevecen bir ilgiye ve fiziksel yakınlığa ihtiyaçları vardır.

Bebekler için doğum travmasının dışındaki en önemli acı kaynakları karşılanmayan ihtiyaçlar, hayal kırıklıkları ve aşırı uyarılmalardır. Özellikle ilk aylarda bebeğin günde bir saat ya da daha fazla ağlaması olağanüstü bir durum değildir. Bebeğinizin ağlamasını kabullenemediyseniz ve onu bu şekilde dinlemediyseniz suçluluk duymanıza gerek yok, çünkü ileriki yıllarda da ağlayarak bu durumu telafi edebilir. Her yaştaki insanın ağlayarak geçmişteki acılarını iyileştirme sürecine başlaması mümkündür.

Çocuğum ağladığında ne yapmalıyım?

Çocukluk acılarımızın etkilerini ağlayarak iyileştirmeye çalıştığımızda iyi niyetli ama yanlış bilgilendirilmiş anne babalarımız dikkatimizi dağıtmış, azarlamış, cezalandırmış ya da durumu görmezden gelmişlerdir. Bazılarımız nazikçe “Tamam, tamam, haydi ağlama”, bazılarımız ise daha az nazikçe “Ağlamayı kesmezsen ben sana ne yapacağımı biliyorum ” diyerek susturulmuşuzdur. Bazıları ağladığında dikkatlerini dağıtmak  için ellerine bir oyuncak ya da yiyecek tutuşturulup “Bir kurabiye yersen, kendini daha iyi hissedeceksin” denilmiştir.(Çoğu yetişkinin morali bozulduğunda ilk tepki olarak yemeye başlaması şaşırtıcı değildir!).Sık rastlanan başka bir yaklaşım ise,ağladığımızda odamıza gönderilmektir.Bu yaklaşım kendimizi kötü davranmış gibi hissetmemize neden olmuştur. Birçoğumuz ağlamadığımızda övgü almışızdır.

Kültürümüzde oğlanların ağlaması, kızların ağlamasından daha az kabul görür. Ağlayan oğlanlarla genellikle alay edilir ve “kız gibi” oldukları söylenir. Duygularını ifade etmeyi bırakıp “erkek gibi davranmaları” beklenir. Bunun sonucu olarak bazı erkekler yıllarca gözyaşı dökmezler. Belki de erkeklerin strese bağlı hastalıklara daha yatkın olmalarının ve kadınlardan daha erken yaşta ölmelerinin nedeni budur. Çoğumuz ağlamanın kabul edilmediği mesajını almışızdır. Bu durum, bir parçamızın iyi olmadığına inanmamıza ve anne babalarımızı memnun etmek için bir yanımızı törpülemeye başlamamıza yol açmıştır. Gözyaşlarımızı tutmayı, duygularımızı yadsımayı, varlığımızın özüne ket vurmayı öğrendik.

Yetişkinliğimizde de birçoğumuz güçlü duygularımızı kabul edemiyoruz. Kendi ağlama ihtiyacımızı tam olarak tanımadığımız için, tıpkı kendi anne babalarımızda olduğu gibi bizlerde de, çocuklarımızın ağlamasını engellemeye yönelik güçlü bir eğilim var. Biz kendimizi ifade etme hakkından mahrum bırakılmış olsak da çocuklarımıza bu hakkı vermek mümkündür. Bunun için ağlamalarının  farkına varıp bilinçli bir çaba göstermeliyiz. Çocuklarımız ağlarken onlara ‘’devam et, ağla’’ demek ya da  ‘’şu anda gerçekten üzgünsün, değil mi?’’ gibi bir soruyla acılarını kabul ettiğimizi belirtmek yararlı olacaktır. Tercihiniz bir şey söylememek de olabilir; hiç sakıncası yoktur. Gereken tek şey, çocuğunuzu izleyerek ve dinleyerek ilgi göstermek ve yüz ifadenizle sevginizi iletmektir. Böyle davranmak sizi rahatsız ediyorsa, çocuğunuz ağlarken o sırada meşgul olduğunuz işe devam edip, arada sırada gülümseyerek onu onaylayabilirsiniz. Bu yaklaşım, çocuğunuz ağlarken dikkatini dağıtarak ya da cezalandırarak susturmaya çalışmaktan çok daha iyidir.

Ağlayarak gerilim boşaltma ihtiyacı hisseden bebekleri kucakta tutmak önemlidir. Çocuklar büyüdükçe, her ağladıklarında kucağa almaya gerek kalmaz. Bazen ağlarken, şiddetli fiziksel hareketler yapabilecekleri bir alana ihtiyaç duyarlar ve sarılmak bu ihtiyaçları karşılamalarını engeller. Başka bazı zamanlardaysa, sarılmaya ihtiyaç duyarak size olabildiğince yaklaşır, yaslanır ve hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Bazı çocuklara sarıldığınızda direnç gösterdiklerini düşünürsünüz, ama sıkıca sarılarak oluşturduğunuz engele karşı mücadele etmek ve bu engeli itmek onlar için yararlı olur. Öte yandan çocuğa çok yaklaşmanın, ağlamasını bastırmasına neden olduğu durumlar da vardır. Çok farklı ağlama türleri olduğu gibi, çocukların ağlarken ihtiyaç duydukları güveni sağlamanın da çok farklı etkin yöntemleri vardır. Önemli olan, çocukların ağlarken sevildiklerini ve kabul edildiklerini bilmeye ihtiyaç duyduklarını unutmamaktır.

Ağlamanın nedeni hayal kırıklığı ya da durumdan kaynaklanan başka bir acıysa, tek yapmanız gereken çocuğun acısını anladığınızı belirtmek ve duygularını kabul etmektir. Aşağıdaki örnek, kızımın hayal kırıklığı nedeniyle ağlamasına karşı verdiğim tepkiyi anlatıyor: Sarah 3 yaşındayken, ikinci el giysi satan bir mağazadan ona mayo almıştım ve havalar ısınınca, belki de birkaç ay sonra birlikte yüzmeye gideceğimizi söylemiştim. O gün, bir süre sonra güneş bulutların arkasından yüzünü gösterdi ve Sarah sanki hemen gidiyormuşuz gibi yüzmeye gitmekten söz etmeye başladı. Son derece mantıklı olarak, artık hava güneşli olduğuna göre söz verdiğim gibi yüzmeye gideceğimizi ve yeni mayosunu giyebileceğini düşünüyordu.

Ona hava güneşli olsa da hâlâ kış olduğu için soğuk olduğunu ve yüzmeye gidersek çok üşüyeceğimizi, bu nedenle henüz gidemeyeceğimizi anlattım. Hayal kırıklığına uğramış görünüyordu, sanki hiçbir şey anlamamıştı ve ona yalan söylediğimi ya da sözümü tutmadığımı düşünmüştü. Henüz “birkaç ayın” ne kadar süreceğini anlayacak zaman kavramı oluşmamıştı. Gözyaşlarına boğulmak üzere olduğunu görünce onu kucağıma aldım ve “Yüzmeye gitmeyi çok istiyordun, değil mi?” diye sordum. Birkaç dakika hıçkırarak ağladı, ağlaması kesilene kadar onu kucağımda tuttum. Daha sonra eski neşesine kavuştu.

Bu örnekte zaman kavramı yeterince gelişmemiş olan kızımın hayal kırıklığı yaşamasının kaçınılmaz olduğu çok açık. Kendini daha iyi hissetmesini sağlamak için değiştirebileceğim hiçbir şey yok. Bunu fark ettiğimde, duygularını ifade etmeye ve boşaltmaya ihtiyacı olduğu için, onu duygularından uzaklaştırmak amacıyla dikkatini dağıtmaya çalışmanın hiçbir anlamı olmadığını kavradım.

Küçük Çocukların hayatı bu tür hayal kırıklıklarıyla doludur ve her biri için ağlamaya ihtiyaçları vardır. Çocuğunuzun ağlamasına sizin yaptığınız bir şey neden olduysa başkalarının neden olduğu acılar), öfkesini ve gözyaşlarını kabul etmenin  yanı sıra, hatanızı fark ettiğinizi de belirtmeniz ve ondan özür dilemeniz çok önemlidir. Kimi zaman bunu yapmak çok zor olsa da, çocuklara kırıldıklarının ya da onlara karşı hatalı davranıldığının söylenmesi ve duygularına tamamen hak verildiğinin belirtilmesi çok önemlidir. Söyleşi yaptığım bir baba, 6 yaşındaki oğluyla yaşadığı şu olayı anlatmıştı:

Uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşım aradı ve hemen derin bir sohbete daldık. Ama arkadaşım aramadan önce, Kevin’la bir arkadaşının evine gitmek üzereydik ve onu arkadaşına götürebilmem için telefonu kapatmamı bekliyordu. Ona sürekli “Tamam, tamam, bir dakika” deyip duruyordum. Gerçekten de bir dakika demek istiyordum ama arkadaşımla konuşmak o kadar keyifliydi ki, konuşmaya devam ettim. Sonunda telefonu kapatınca dışarı çıktım. Kevin dışarıda , yere tekmeler savurarak ağlıyordu ve “Yalan söyledin” dedi, ben de ağlarken ona sarıldım.

“Ama hemen gideceğimizi söylemiştin, gitmedik, bekledim bekledim yine de telefonu kapamadın” dedi. Yalan söylediğimi kabul etmek zordu, çünkü gerçekten yalnızca birdakika demek istemiştim. Ama onun bakış açısını anladığımda, hatalı olduğumu fark ettim ve “Özür dilerim Kevin, o kadar uzun konuşmamalıydım” dedim. Bu yaklaşımım sayesinde beni incitecek bir şey yaptığında daha çok işbirliği ve saygı gördüğümü fark ettim. Bu konuda çok duyarlı ve o da beni incittiğini düşünmekten hoşlanmıyor.

Çocuğunuzun neden ağladığını bilmediğiniz zamanlar da olacaktır ve bunlar dayanması en zor patlamalar olabilir. Ama çocukların her zaman geçerli bir ağlama nedenleri olduğu için bütün göz- yaşlarının kabul edilmesine ihtiyaçları vardır.

Pedagog Aysun Şeremet

Yorum yapmak ister misiniz?